28 Şubat 2017 Salı

Dr. Strangelove (1964) filmi üzerine düşüncelerim


Dün öğle vakti, Stanley Kubrick'in, 2001: A Space Odyssey'den hemen önce çektiği Dr. Strangelove'ı izlerken hayatın ne kadar da pamuk ipliğine bağlı bir şey olduğunu, pek aşina olmadığım farklı bir perspektiften: siyasetçiler, rütbeliler, askerler ve savaşlar üzerinden görme olanağını buldum.
Kuşkusuz, savaşmayı seviyoruz. Ufak çaplı kişisel çatışmalar, hayatın tuzu biberi. Fakat büyük savaşlar sırasında, aslında büyük bir dünya savaşı aramamıza gerek yok; örneğin, basit bir kavga da bile, içimizdeki caniyane eğilimleri, bön yanımızı daha net anlayabiliyoruz. Peki ilerleme fikri, içimizdeki bu caniyane eğilimi söküp atabildi mi? Yoksa, sadece geçmişe göre, daha "incelikli" ve sistemli toplu kıyımlar yapabilmemize olanak mı sağladı?


Yukarıdaki sorduğum sorunun cevabını bulmak kolay: herhangi bir tarih kitabı alıp okumak, bir ilerlemenin olmadığını bize gösterecektir. En azından "insani" düzeyde bir ilerlemenin olmadığını söylemek mümkündür. İlerlerleme her ne kadar mümkün olmasa da; sanat, bu noktada karşımıza çıkar. Ve öyle sanat eserleri vardır ki, hiçbir ahlaki öğüdün etkili olamayacağı kadar insanı kalbinden, vicdanından etkiler. Komedi türündeki Dr. Strangelove'da böyle bir filmdir. Savaş çığırtkanlığı yapan veya direkt olarak savaş karşıtı mesajlar veren, ucuz filmler, bilirsiniz ki, seyirciyi düşündürtmez, zihinsel bir muhasebe yapabilmesine imkan tanımaz, sadece içindeki mevcut eğilimi arttırır. Fakat yaratıcılık, zeka ve mizahla, küçük olsa da, bir şeyleri değiştirme gücü doğabilir.
''Ben insanlara umut ve inanç aşılayan bir sanattan yanayım. Sanatçının anlattığı dünya ne kadar umutsuzsa bunun tam zıddı olan ideali belki de o kadar belirgin hissettirecektir - yoksa hayatın anlamı kalmaz. Sanat varlığımızın anlamını simgeselleştirir."
- Andrey Tarkovski
Filmimiz Soğuk Savaş döneminde geçiyor. Ripper isimli ABD'li vatansever bir general, Rusların, ABD'ye karşı komplo kurduğunu düşünür, "savaşın siyasetçilere bırakılmayacak kadar önemli bir mesele olduğunu" kavradığından, ve aynı zamanda halkına olan derin sevgisinden dolayı Sovyetler Birliğine karşı nükleer savaş başlatır. Hidrojen bombası taşıyan uçaklar, sadece kaçık bir generalin emriyle Sovyetlere doğru hücuma geçmiştir. Uçakları geri çağırma kodu sadece Ripper'ın elinde bulunduğundan, kimse bu duruma müdahale edemez. Bu haber ABD başkanına ulaşır, ve hemen ardından uzlaşı için ABD heyeti ile Sovyet yetkilileri arasında, bir dizi görüşmeler yapılır.

Kubrick, bu ilginç senaryo üzerinden yine absürt bir dil kullanarak tüm bu olup biteni, acımasız ve keskin bir mizahla hicveder. Bu türden bir üslubu, daha önce, Charles Chaplin'in The Great Dictator filminde de görürüz. Geçmişten günümüze dek uzun senelerdir, ulusların kaderinin, birbirinden aptal siyasilerin iki dudağı arasında olduğunu; askerlerin buyruklara itaat eden otomatlardan farksızlığını; halkın, mülkiyete insan yaşamından daha fazla değer verdiğini görürüz. Her ne kadar senaryo, olabildiğince farklı bir sinema diliyle işlense de; detayların gerçek yaşamla olan benzerliği yadsıyamayız.
- Gentlemen, you can't fight in here! This is the War Room.
Dr. Strangelove'ı, soğuk savaş ve dünya savaşları hakkında daha detaylı araştırmalar yaptıktan sonra, tekrar izlemeyi düşünüyorum. Çünkü her izleyişim de farklı detaylar bulacağımdan şimdiden eminim.
10/8
Mehmet Gündoğdu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder