17 Eylül 2016 Cumartesi

Tess (1979) filmi üzerine düşüncelerim

Farklı bir evrende hissettiren, farklı duyguları duyumsatan filmleri severim; Tess'te böyle bir film, geçtiği dönemi, 19. yüzyıl İngiltere'sini ne kadar yansıtmış bilemem. Fakat kesinlikle bambaşka bir atmosferi var.
İlk olarak Paris, Texas'ta gördüğüm, alman aktris Nastassja Kinski'nin baş rolünde oynadığı, İngiltere taşrasında geçen film, köylü kızı Tess'in, başından geçen dramatik olayları şiirsel bir dille işliyor. Pastoral bir iklime sahip olan film, Victoria devri İngiltere'sinde geçmesine rağmen çekimleri Fransa kırsalında gerçekleştirilmiş; Görsellik ve atmosfer olarak, Barry Lyndon'a benzetsem de, mekanlara sadık kalma hususunda gördüğünüz gibi birbirlerinden ayrılıyorlar.
Yukarıda kabaca, filmin bir portesini çizmeye çalıştım. Gelelim benim yorumlarıma; Gecenin bir vakti, Roman Polanski'den film izlemek isteyesim tuttu ve yönetmenin filmografisinden Tess'i seçtim. Açıkçası, ilk başta filmin posteri bana, pembe dizi atmosferinde geçen uyduruk bir melodram izlenimi verdi. Fakat filmi izleyince; görselliğine, atmosferine hayran kaldım, Remastered Edition'ının çıkmasını sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Bulabilirseniz eğer, Criterion Collection sürümünden izleyin derim. Her ne kadar, filmimiz, genel anlamda melodram olarak nitelendirilse de; masum, saf köylü kızı ve zengin oğlan klişesi dışında farklı temalarda bünyesinde barındırıyor. Karakter derinliği açısından yetersiz, daha çok tek bir karakterin yani Tess'in üzerinde ilerleyen film; aristokrat sınıf ile işçilerin, köylülerin arasındaki uçurumu da çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Tess, ilk bakışta tamamen klişelerden ibaret gibi görünse de, epik anlatımıyla beraber, ilerleyen dakikalarda özgünlüğünü ortaya koymayı başarıyor; pastoral tonlarda manzaralar sunan film, yumuşak ve dengeli sahne geçişleriyle birlikte köy hayatını ve bulunduğu dönemi, özenle seçilmiş dekorlar ve kostümlerle yansıtıyor. Ve filmin o kasvetli öyküsü bile arka planda çalan lirik müzikler ve manzaranın mest ediciliğiyle birlikte tatlı bir hüzün veriyor.

Filmin, uyarlandığı kitaptan (Tess of the d'Urbervilles - Thomas Hardy), senaryo olarak harikalar yaratılmamış, sadece olay örgüsü iyi ayarlanmış diyebilirim. Filmde, kurgusal kopuklukta çok fazla yok. Uzun soluklu bir yapımda bunu başarmak zor olsa gerek. Zaten filmin, meşakkatli, kolektif bir çalışmanın ürünü olduğunu izlerken, hemencecik seziyorsunuz.
Oyunculuk açısından da; Nastassja Kinski genç yaşına karşın masum, melankolik köylü kızı Tess rolünün altından başarıyla kalkmayı başarmış, Leigh Lawson'da yani namı değer Alec d'Urberville'de klasik, zengin ailenin piç çocuğu tiplemesini çok güzel oynamış, diğer oyunculardan da kötü oynayan, oyunculuğu sırıtan pek yok zaten.
Filmin finalini, bazı yönlerden çok özgün buldum, ancak genel itibariyle, sonunu tahmin etmek hiçte zor değil. Finale doğru daha masalsı, mistik bir havaya bürünüyor film, fakat"nihai son" pek şaşırtmıyor (korkmayın :) hem filmden sahneleri seçerken, hem de bu yazıyı yazarken filmi daha önce izlememiş olanları düşünerek hareket ettim, pek bir spoiler yemiş sayılmazsınız). Şimdiye dek 4 - 5 Polanski filmi izlemişimdir, Tess izlediklerim arasında yeri en farklı olandır diyebilirim, kesinlikle klasik bir film, ama defalarca izlenir mi? İzlenmez bence çünkü öyle sonsuz, ufuk açıcı bir derinliği yok, belki yıllar sonra, belleğimizdeki hatırası yeterince solduktan sonra, tozlu rafların arasından çıkartılıp tekrar tadına varılabilir.
10/7
Mehmet Gündoğdu
mehmetgundogdu@outlook.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder