30 Nisan 2018 Pazartesi

Sergio Leone Röportajları Türkçe Altyazılı

En sevdiğim yönetmenlerden biri olan Sergio Leone'nin aslında tüm röportaj videolarını çevirmeyi planlıyordum; ama sadece bu iki röportaj videosunun kaynak altyazısını bulabildiğim için, şimdilik yalnızca bu ikisinin çevirisini yapabildim. Kaynak altyazılarını buldukça Sergio Leone hakkında yeni çeviriler yapmaya devam edeceğim.

24 Nisan 2018 Salı

Robert Bresson ve Pickpocket Röportajı (1960)


"Filmimin bakışlarla yavaş yavaş oluştuğunu hayal ettim,
tıpkı renkleri hep taze kalan bir tablo gibi." 
Robert Bresson, Sinematograf Üzerine Notlar

Robert Bresson, pek çok eleştirmen ve sinemacı tarafından hep övgüyle bahsedilen bir yönetmen olmuştur. Fakat, çektiği filmler oldukça kısıtlı bir izleyici kitlesine ulaşabilmiştir. Bazıları "mükemmel" filmler çektiğini düşünürken; bazıları da onun "anlaşılmaz" bir yönetmen olduğunu dile getirmiştir.

17 Nisan 2018 Salı

Tarkovski ve Rublev: Sanat ve Sanatçı üzerine


"Dünya eğer mükemmel bir yer olsaydı,
sanat beyhude bir uğraş olurdu."Andrei Tarkovsky

Bu videoda Tarkovski, on beşinci yüzyıl ressamlarından Andrei Rublev'i ve onun hayat hikayesinden yola çıkarak çektiği Rublev filmini anlatıyor. İnsani kişisel tecrübelerin sanata olan etkisini, sanatın değiştirici gücü olup olmadığını ve sanatın ve sanatçının dünyadaki konumunu sorguluyor. İyi seyirler diliyorum.

11 Nisan 2018 Çarşamba

Céline Röportajı: Yazma uğraşı üzerine (1958)


Doktor Destouches ya da yazın dünyasındaki bilinen adıyla Céline, kullandığı dil ve üslup nedeniyle kimi edebiyatçılarca kıyasıya eleştirilen ve kimilerince de göklere çıkarılan bir yazar olmuştur. Celine, 1958 yılında kendi evinde André Parinaud'a verdiği bu röportajda, yazma işine nasıl giriştiğini anlatıyor; doktorluk mesleğini sürdürürken, neden günün birinde yazmaya karar verdiğini, yazı yazarken aslında neyi amaçladığını ve genel olarak yazı yazma süreci ile alakalı olan bu tür soruları yanıtlıyor.

6 Nisan 2018 Cuma

Cioran'ın Demiurgos adlı kitabından Türkçe çeviriler



Cioran, bu kitabı 1969 yılında yayımlamış. Kitap, "Le mauvais démiurge" adıyla çıkmış. İngilizce'ye ise Richard Howard tarafından "The New Gods" adı verilerek tercüme edilmiş. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, şu an ismini hatırlayamadığım ülkenin birinde geçmiş yıllarda bu kitap yasaklanmıştı sanırım. Hatta bu Démiurge kitabının yasaklanması üzerine Cioran bir mektubunda kardeşine, "Yazık, engizisyon henüz daha ölmemiş." diye yazmıştı. Yanlış hatırlıyor olabilirim, ama büyük olasılıkla o, bu kitaptı. Çünkü, kitabın ilk bölümleri Hristiyanlık eleştirisine ayrılmış. Bu bölümler yüzünden yasaklanmış olabilir diye tahmin ediyorum. Kitaptan ilgimi çeken bölümleri Türkçe'ye aktarmaya çalıştım. Daha çok son sayfalardan çeviri yaptım; kitabın son kısımları daha çok hoşuma gitti doğrusu. Şimdi lafı daha fazla uzatmadan, sizi çeviriyle baş başa bırakıyorum.

9 Mart 2018 Cuma

Bir nihilistin dini yönü: Cioran ve Tutea Röportajı üzerine bir deneme


"Dini duygulardan arındırılmış bir dünyada yaşamak istemezdim. İnancı değil, içindeki titreşimi kastediyorum, ki bu herhangi bir inançtan bağımsızdır; insanı Tanrı'ya, hatta ötesine götürür." [1]

Cioran ve Tutea Röportajı

Belki de mistik yönü desem daha doğru olacaktı, ancak altyazısını hazırladığım Cioran ve Tutea Röportajı videosunda da inanç ve ateizm hakkında konuşulunca, böyle yazmayı daha yerinde buldum.
Cioran ve onun gençlik arkadaşı Petre Țuțea ile yapılan bir röportaj videosunu Türkçe'ye çevirdim. Bu röportajlar 1990'da Gabriel Liiceanu tarafından yapılmış ve filme çekilmiş. Şimdilik sadece inanç ile ilgili olan bu yedi dakikalık bölümün Türkçe çevirisini hazırlayabildim. Röportajın geri kalan kısımlarını da 10'ar dakikalık parçalara ayırdım; kalan bölümlerini de kaynak altyazılarını bulduğum zaman Türkçe'ye çevirmeyi planlıyorum. Bu çevirdiğim bölümde ise, bu iki eski arkadaş, önce eski günlerden bahsederek konuşmaya başlıyorlar, ardından inanç ve ateizmden konu açılıyor. Hazır elim değmişken, Cioran'ın inanç hakkındaki diğer düşüncelerini de bu yazıda bir araya getirip, biraz yorumlamak istedim. Videoyu izledikten sonra, makalemin kalan bölümünü de okumanızı tavsiye ediyorum. Bu arada, altyazı ile ilgili dipnotları YouTube'daki videonun açıklamalar kısmında bulabilirsiniz. İyi seyirler, iyi okumalar.
YouTube üzerinden izlemek için buraya tıklayın.

Bir nihilistin dini yönü: Cioran ve Tutea Röportajı üzerine

İlk insanlardan günümüze, insanlığın ölüm hakkındaki bilgisi -bilgisizliği- hiç değişmedi. İnsan, ölümü -günün birinde öleceği gerçeğini- idrak ederek metafizik yönünü oluşturdu. Ancak ölüm üzerine pek az insan esaslı düşüncelere daldı, dalabildi. Ölüm hakkında bizden önceki dönemlerde yaşamış olan insanlara kıyasla daha fazla bilgiye sahip değiliz; keza yaşam hakkında da öyle. Fakat sanrılar değişti, tanrılar değişti; inançlar ve dolayısıyla da inançsızlığın çehreleri değişti.

6 Şubat 2018 Salı

Cioran'ın İşkence adlı yapıtından Türkçe çeviriler

Flickr: https://flic.kr/p/Qy1E9c
İşkence, özgün adıyla söylersek Écartèlement, ilk basımını 1979 yılında yapmış bir E. M. Cioran kitabıdır. Écartèlementbir tür işkence şeklini ifade eden bir sözcük ve hakkında şöyle bir Wiki sayfası mevcut; bu sözcüğün anlamı hakkında o sayfadan daha detaylı bilgi alabilirsiniz. Gelelim şimdi Cioran'ın yapıtına, Écartèlement kitabı, İngilizce'ye ise Richard Howard tarafından "Drawn and Quartered" başlığıyla çevrilmiş. Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne ve Burukluk adlı yapıtlarına benzer bir şekilde, bu kitapta da aforizmalar şeklinde bir anlatım tarzı mevcut. Bu yazıda, Cioran'ın İşkence'sinin İngilizce versiyonundan(Drawn and Quartered) not aldığım bazı bölümleri Türkçe'ye çevirdim. İyi okumalar dilerim.

Çeviri notu: Metinlerin çevirisini yaparken, aforizmaların iç içe geçmemesi ve daha derli toplu durması için kendime göre bir numaralandırma yaptım. Kitapta ise herhangi bir numaralandırma bulunmamaktadır.

29 Ocak 2018 Pazartesi

Sergio Leone'nun destansı başyapıtı ve belgeseli


Bir Zamanlar Sergio Leone belgeselini sonunda Türkçe'ye çevirdim.

Kuşkusuz ki Bir Zamanlar Amerika büyük bir prodüksiyon ile çekilen, ancak buna karşın piyasanın dışında kalan bir filmdir. Bu durumu, filmin yapım sürecinde ve sonrasında yaşanan talihsizliklerden de anlayabiliriz. Filmin, stüdyosu tarafından kesilip biçilmesi, zaman akışının bozulup kronolojik sıraya göre yeniden kurgulanması ve bununla da kalmayıp, zaman kalmadığı gerekçesiyle Ennio Morricone'nun müziklerinin filme eklenmemiş bir şekilde yayımlanması sanat dünyasına dair büyük skandallardan biridir.

Sergio Leone, aslında ham uzunluğu 10 saat olan bu filmi, iki tane üçer saatlik bölüm olmak üzere toplamda altı saatlik bir uzunluğa düşürüp yayımlamayı planlıyormuş. Aslına bakılacak olursa, bu daha önce hiç rastlanmamış bir durum değildi; 1976 yılında Bernardo Bertolucci'nin Novecento filmi de Part I ve Part II şeklinde yayımlanmıştı. Hatta daha yakın bir tarihten, 2000'lerden bir örnek vereyim: Quentin Tarantino'nun Kill Bill filmi de Part I ve Part II şeklinde yayımlandı. Ancak Leone'nun bu fikri yapımcılar tarafından kabul görmeyince, filmi 3 saat 49 dakika'ya indirmek zorunda kaldı. Tabii bununla da kalınmadı, daha sonra da film 2 saate kadar indirilip kronolojik sıralamaya göre yeniden kurgulandı. Anlayacağınız "Bir Zamanlar Amerika"nın başına gelmeyen kalmadı.

15 Ocak 2018 Pazartesi

Sessizliğin sınırlarında gezinirken

Flickr: https://flic.kr/p/22pHV61

Bugün, Işık Ergüden'in Sessizliğin Anarşisi adlı yapıtı üzerine bir şeyler yazmak istedim. Daha önce de, "Y Tu Mamá También (2001) filmi hakkındaki düşüncelerim" başlıklı yazımda, bu eserden bir alıntı yapmıştım. Dilerseniz o yazımı da okuyabilirsiniz. Şimdi "Sessizliğin Anarşisi"ne geçelim.

"Umut bizi sürekli yanıltan bir şarlatandır. Benim için mutluluk da onu yitirdiğimde başladı. Dante'nin cehennem'in kapısına yazdığı şu dizeyi ben olsam, cennetin kapısına yazardım:
"Buraya girerken, tüm umutlarınızı terkediniz." " [1]

Theodor W. Adorno, Minima Moralia adlı yapıtının "sunuş" kısmında şöyle der: "Yaşama bakışımız, artık yaşam olmadığı gerçeğini gizleyen bir ideolojiye dönüşmüştür." [2]

Hakikaten, her birimiz, yani tüm insanlar, tek bir ideoloji çatısı altında birleşiriz: "Bir yaşamım var" ideolojisinde. Doğruya doğru demek lazım, yaşam denen şey elbette vardır; ancak, "yaşamım", "yaşamımız" diyebileceğimiz bir şey yoktur ortada artık. Buna karşın, bir imkansızlığın bilincinde olan insan, sonsuz bir kabullenmeyle birlikte yine de yazar; "kendi paradoksu"na rağmen, ümitsizliğinin ışığında yazmaya devam eder. Ümitsizlik ve kabullenme ise, yerini zamanla bir ağıda bırakır. Fakat, her kabulleniş, bir benimseme anlamına da gelmez. Ve ağıt, ancak negatif bir çaba içinde olanlarla buluştuğu zaman kendi anlamını bulur.

27 Aralık 2017 Çarşamba

2017'nin sonlarına doğru gelirken diyeceklerim var

Flickr: https://flic.kr/p/VTwuJi

Evet diyeceklerim var.

* Her derin hastalık, bir şifa arayışının ayartılarıyla yozlaşır. Öyle ki, yaşam bile ölümle zehirlenmiştir.

* Bir ulusun tarihinin, hasıraltı edilmiş bölümleri, onun sürekli allanıp pullanan kısımlarına göre çoğu zaman daha belirgindir. Çünkü yaşanan her olumsuzlukta, kendisini keskin bir şekilde gösterir.

* Herkesin "doğru"ları konuştuğu bir yerde, kimse "yalan" söyleyemez. İktidarlar, hakikati haykırır; yığınlara da, onu tekrarlamak düşer.

* O, gitti; bu da gidecek. O hâlde, zamanın belli parçalarını saplantı haline getirmenin anlamı nedir? Çünkü sadece acı, anları dilimler ve onları anlamlandırır.